Hakkımda

28 Mart 2010 Pazar

ANA RENKLER VE ARA RENKLER




İnsanın hayatında günün anlam ve önemine göre belirlediği renkleri vardır. Bazısı hayatı siyah ve beyaz yaşar. Her şey belirgindir onun için. Ya her şey iyi olacaktır, olmalıdır. Ya her şey kötü olacaktır. Bazı kişiler içinde hayat hep sınırdadır; gridir. Ve hayatta bazı kişiler vardır işte o kişiler hayatın iyi veya kötü olduğuna aldırmadan
ANA RENKLERİNİ BELİRLER VE DEVAMINDA ANA RENKLERİNİN UYUMUYLA ARA RENKLERİNİ.
İnsanın bu yaşadıkları içerisinde sevdikleri ana renkleridir. Ve sevdikleri ile yaptığı her şey ara renkleridir. Ve ana renkler 3 tanedir
.

26 Mart 2010 Cuma


EĞER BEN Yolculuk içindeysem kendimi bırakırım yolun akısı içerisindeki düşüncelere. Gece vakti seyirde en güzel olan ışıkların parıltısı yüzüne vururken siz parıltının geldiği evde neler yaşadığını merak edersiniz? Bazı evlerde mutluluklar doyasıya yaşanırken bazılarının evinde boşlukla beraber büyüyen yalnız vardır da diyebiliriz. Çok küçükken araba ile uzun bir yere gidileceği zaman çok mutlu olurdum. Yol boyunca evleri izlerdim, arabaların içindeki insanlara bakardım. Ve Her uzun yol bana yol boyunca uzanan evlerdeki hikâyeleri düşündürürdü. Yaşım ilerledikçe aslında evlerin içinde çocukken sandığım gibi hayatlar olmadığını, masal dünyasının yerini acı gerçeklerin aldığını anladım. Anladım ki bizler küçük iken ne yaşarsak büyünce unutmazmışız ve onu her ince ayrıntısına kadar hatırlarmışız. Çocuklar kendilerini çok seveni ve kendilerini hiç sevmeyeni aslında sevmiş gibi yapanı gerçekten nasıl biri olduğunu hemen anlarlarmış , aslında onu ezeni, hor göreni baskı kuranı hiç ama hiç unutmazlarmış .
Kırılmış bir çocuk kalbi asla onarılmazmış. Kırılmış kalpler bile onarılabilinir belki zamanla ama kırılmış bir çocuk kalbi onarılmazmış. Bir çocuğun kalbini kırmamak için öncelikle bir çocuk gibi hassas kalbe sahip olmalısınız. Bir çocuk gibi bakmak için onun gibi masum gözlere sahip olmalısınız o gülüşün içindeki masumiyeti yakalasak bile onu bırakmamak için.
Bugün ben büyüsem de artık büyüsek de önceden çocuk olduğumuzu ve bir çocuğun masum olduğunu içinde kin nefret barındıran
insanlara çocukların önemli olduğunu ama çok kıymetli olduklarını hatırlatmalıyız.

25 Mart 2010 Perşembe

Gözünüzü daha açtığınız anda telaşınız başlar…
Zamanın en güzel yerinde en güzel bölümünde olanlar bilirler sessizlik huzuru hiç bir şeye benzemezken bir yandan alıştığımızdan mı bilemeyiz her zaman ararız biz kalabalıkları. Kalabalığın ortasında doğduğumuz için midir bilemem ama her sabah koşuşturmadan zevk alırken bir yandan söyleniriz. Hayatı bazen duraklatmak isterken bir yandan biran önce geçsin diye bakarız. Biz severiz kalabalık şehri. Birbirimize söylenmeyiz bu söylem aslında dilimizin ucunda şarkı olmuş dolaşmaktadır. Birden durursunuz izlersiniz akıp giden her şeyi. Dinlersiniz. Ama yoğun sesin sessizliği kulaklarımızı sağır etmiştir. Hafta sonu İstanbul’dan uzak şelalenin bir kenarında suyun sesini dinlemeye koyulmuşken bir yandan İstanbul’un trafik, yol, korna vızır vızır kulağı tırmalayan o sesini düşündüm. İkisi arasında tercih yapsan dedim hangisini tercih edersin? Şelalenin başında oturmuş suyun o güzel sesini dinlerken alışkanlığın verdiği vazgeçememe duygusuyla kendimi kalabalıkların içinde yaşamayı yorulmayı ama arada birde kaçıp kaçıp uzaklarda bulunmayı isterken suyun sesine değil de içtiğim o lezzetli suyun tadına doyamadığımı anladım. Hafta sonu yaklaşırken çok çalışmış ama uzak bir yerlere kaçmak isteyenlere şiddetle Maşukiye önerilir.

teşekkürler maydanoz

Bu bir teşekkür yazısıdır…
En yoğun zamanda hani başınızı kaşıyacak vaktiniz yoktur. Birileri size değer verir ve sizin yaptıklarınızla ilgilenir. İşte o zaman o yoğunluk içerisinde o birileri sizi gülümsetir. O yoğunluğumun arasında blog topluluğuna göz atarken kendi blogumun sizin sitenizde yayınlandığını görmek beni çok mutlu etti. Teşekkürler cimcimeblog:):):):) ellerine sağlıkk

22 Mart 2010 Pazartesi

vaktiyle


Vaktiyle bir genç varmış. Gözleri siyah teni bembeyaz, saçları parıl parıl parlayan bir kız sevmiş. Günlerce evin önünde dolanmış durmuş. Aylarca babasının kapısına gidip gelmiş. Babası demiş hayır, eşikler eskimiş gidip gelmesinden. Bir gün babası genci evin önüne çağırmış artık kalbim dayanmaz oldu ey oğul madem sen kızımı bu kadar seviyorsun verdim gitti demiş. Ve 10 gün tam 10 gün içinde o genç sevdiği nakşı güzel kızı almış. Evlenmişler o gece sabaha kadar izlemiş güzel gözlüsünü. İzlerken uykuya dalmış. Sabah kalkmış ey benim güzel yârim, can yârim, derken can yârinden bir daha ses alamamış.
Bazen günlerce aylarca bekleriz. Onu sonunu düşünmeden isteriz. İsteriz ki bizim olan bizim sevdiğimiz her ne varsa bizim olsun. Kalabalıkların içindeydim bu hikâyeyi okuduğumda. Birden hikâyenin sonu hiç de istemediğim gibi bitince tokat yemiş gibi başımı doğrultum. Yanımdaki bana göz kaydırdı, noldu der gibi baktı kafasını çevirdi. Uzun müddet yola daldım ve kendime aynı soruyu sordum. bulduğumuzu sandığımızda onu kaybedersek?

21 Mart 2010 Pazar

yeni bir güne armağan yazısı

bazen durup eski geçtiğiniz yollardan geçmek istersiniz. bu aralar öyle bir modda bir misafirim var yanımda dolaşıyor kulağıma eğilip fısıldıyor. yanındayım sana eski herşeyi hatırlatmak için....
böyle anlarda tekrar başlamak üzere durup eski koltuğuma oturuyorum ve yazılarımı karıştırıp içinden çıkan yazımı kendime ve yarın yeni başlayacak olan günüme ve gününüze armağan ediyorum...


HERŞEYİN EN MUHİM NOKTASI, BAŞLANGICIDIR der eflatun...
Bazen güzel başlayan bir şey kötü bitebilir. Nasıl başlarsan öyle devam eder derler, ama iyi başlangıçlarında kötü bitişi olduğu gibi kötü başlangıçlarında iyi bitişleri olur. Bazen başlangıç noktasına gelirsiniz beklersiniz… Beklersiniz ki iyi bir başlangıç yapmak için, kimileri başlangıçlardan korkarken kimileri başlangıçları önemsemeden başlar sırf başlamak adına. Ama her zaman başlangıçlar güzeldir. Başlangıçlar heyecandır, umuttur. Nasıl başlarsanız başlayın başlarken yaşadığınız heyecanı devamında bulamayızmı? Heyecanımızı yitirmemek üzere yeni başlayan bir haftaya hayata dair heyecanımızı yitirmemek adına yazılmaya başlanmış bir yazıdır. Yarın yeni bir başlangıç yapacağız ya yeni bir güne .işte yeni bir güne yeni bir yazıdır.

19 Mart 2010 Cuma

bir damla göz yaşında büyük hikaye saklıydı!!!!!



Bir damla akan gözyaşında saklı olan büyük bir hikâye ye sahipti kimseye anlatamıyordu. Yılların yükü omzunda dağ gibi olmuş, zirveye gözünü dikmiş yürümekte idi. Geri bıraktıkları vardı birde geride bırakmak zorunda kaldıkları. Ardına bakmak istemiyordu. Bıraktıkları inandıklarıydı. Oysa vaktinde ne çok şey duymuştu, gerçekten iyiliğin var olduğuna dair. Kimdi bu yaşlı ama yorgun kadın. Gözyaşları kendi için olmayan kadın. Hayata her şeye sahip olmak demek, aslında her şeyini kaybetmekten geçtiğini anladı. Gözlerini kapadı, zihnindeki perdeyi araladı. İlk heyecanlarını, ilk sevinçlerini, üzüntülerini, hayal kırıklarını düşündü. Ve ilklerin aslında sonrakiler kadar acı vermediğini gördü. Ve gittikçe gittikçe zihninin fotoğraflarına indi. Onun en büyük hobisi de en mutlu anların fotoğrafını çekmek sonrada zihninde arşivlemekti. Bu yaşlı kadın kimdi? Eskiden çok mutlu ama şimdilerde yalnız… Biriydi sadece sıradan… sadece herkes gibi gözyaşının bir damlasında hikayesi gizli…. Hikayesini ise kimse dinlememekteydi? Belki dinleseler !!!!!
Hani bazı insanlar vardır. Çok fazla dikkat çekmez. Baktığınızda çok da göremezsiniz. Ya da kafamızda görmek istediğimiz şekle uymadığı için midir nedir? Hani der benim adı x bir daha siz onu hatırlamazsınız. Ben hayatta sıradan olan ya da sıradan olabilecek bir insan olacağına inanmıyorum. Sadece yolda bir kez göz göze geldiğimiz ya da yanımızdan gelip geçenlerin bile, bir yıldız olabileceğini düşünüyorum. Hayatta herkesin hikâyesine değer veren ben bazen sıradan olarak gördüklerimi es geçebiliyorum. Bugün bunun pişmanlığını yaşadım. Benim için sıradan gelen biri aslında dünyadaki en önemli acılardan bir tanesini yaşamaktaymış. Bazen yanımıza biri gelir, anlatır deriz ki aman sende ne var bunda, ya da aman daha da kötüsü var senin yaşadığın ne ki deyip dinlemeye tahammül edemeyip o an karşımızdakinin acısını anlamayız ve acısını da paylaşamayız… Ne yazıktır ki bunu hepimiz yaparız. Karşımızdaki kim olursa olsun en önemli şeyin onu dinlemek olduğunu bilsem de bazen elimde değil yoğunluktan mı? Yoksa ihmalkârlıktan mı? Yeterince dinleyemediğim zamanlara ithafen bir yazıdır bu. Birincide derstir bana . Önce dinle… dikkat et sonra sabır et:):):)